Anasayfa
Tüzük
Yönetim Kurulu
Kanunlar
Yayınlar
Üyelik
 
 
 
 

webmaster

web page counters
 
 

 

     

AKUAKÜLTÜR ve ÇEVRE BİRİNCİ ÇALIŞTAYI SONUÇ BİLDİRGESİ

07 Aralık 2006 APİKEMA Araştırma Salonu Çankaya İZMİR

     

            TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, Su Ürünleri Federasyonu ve Su Ürünleri Derneği’nin ortaklaşa organize ettiği Akuakültür Ve Çevre Birinci Çalıştayı  7-Aralık 2006, Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi, Araştırma Salonunda (Çankaya-İzmir) gerçekleştirilmiştir.
            Çalıştaya İzmir İli ve çevresinden olmak üzere çeşitli üniversitelerden öğretim üyeleri, Tarım Köyişleri Bakanlığı İzmir Tarım İl Müdürlüğü, Çevre ve Orman İl Müdürlüğü, Denizcilik Müsteşarlığı, Belediyeler, İzmir Ticaret Odası, Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, Jeofizik Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, İzmir Ziraat Odası, İzmir Su Ürünleri Üreticileri ve Yetiştiricileri Birliği, Ege İhracatçı Birlikleri ile diğer ilgili kuruluş temsilcileri ve üreticiler olmak üzere 128 kişi  katılmıştır.
            Çalıştayda, ilk iki oturumda “Akuakültür ve Çevreye Genel Bakış”, üçüncü oturumda “Doğal Çevre ve Sosyo-Ekonomik Yapı” ile dördüncü oturumda “Akuakültür ve Çevre Yönetimi” konuları uzmanlar tarafından ortaya konulmuştur. Çalıştayın bitiminde düzenlenen genel değerlendirme paneline; Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Başkanı Prof.Dr.Kamil Okyay SINDIR,  Su Ürünleri Derneği Başkanı Prof.Dr. Osman ÖZDEN, Denizcilik Müsteşarlığı Bölge Müdürü Selçuk SERT, Su Ürünleri Federasyonu Temsilcisi Nedim ANBAR, İzmir Tarım İl Müdürlüğü proje istatistik şube müdürü İsmail EMETLİ, İzmir Su Ürünleri Üreticileri ve Yetiştiricileri Birliği Başkanı Necdet DOĞANATA katılmışlardır.
            Çalıştaya sunumları, paneldeki görüşler ve izleyicilerin katkıları dikkate alınarak Akuakültür ve Çevre konusunda aşağıdaki görüş ve öneriler ortaya konulmuştur:

  • Neden su ürünleri yetiştiriciliği ?

             Akuakültür; hızla artan su ürünleri talebinin karşılanması, açlığın önlenmesi, dengeli ve sağlıklı beslenme, doğal balık stokları üzerindeki av baskısının  azaltılması, kırsal kalkınmaya katkı, istihdam ve döviz girdisi sağlaması, su kaynaklarının balıklandırılması amaçlarını taşımaktadır.
            Dünyada 48 Milyon Ton civarında Akuakültür yoluyla üretim yapılmaktadır. Ülkemizde 1970’li yıllarda başlayan yetiştiricilik, 1980’lerin ortalarından itibaren deniz balıklarının da yetiştirilmeye başlanması ile büyük ivme kazanmıştır. 2004 yılı rakamları ile yıllık toplam üretim  94.010 tona ulaşmıştır (Levrek: 26297 ton, Çipura: 20435 ton). DPT’nin hazırladığı Beş Yıllık Kalkınma Planında 2023 yılında alışkanlıklar aynı devam ederse 1.2 Milyon Ton balık üretmemiz gerekmektedir. Bu üretimin 600.000 Tonu avcılık yoluyla diğer kalanı ise üretim yoluyla sağlanabileceği vurgulanmaktadır. Dünya ortalamasını yakalamak için 2 katı, AB ortalamasına ulaşmak için 3 katı balık tüketmemiz, bunun için de en az  1.5 milyon ton balık üretmemiz gerekir. Bu miktarın denizlerden avcılık yoluyla elde edilmesi mümkün değildir.

  • Doğaya zarar vermemek için yavru balık ihtiyacının tamamı kuluçkahanelerden karşılanmakta ve hatta yavru balık ihracatı/ithalatı yapılmaktadır. On yıl öncesine kadar

işletmelerin büyük çoğunluğu yavru balık gereksinimlerini doğal kaynaklardan temin etmekteydiler.

  • Yurtdışına ihraç edilen hayvansal tek ürün BALIK’tır. Balık ihracatımızın % 60’ının %35’ini deniz balıkları oluşturmakta ve AB ülkelerine yapılmaktadır.
  • Sadece Ege bölgesindeki balık üretim sürecinde 10.000 kişi istihdam edilmekte ve  yan sanayi ile birlikte 25.000 kişiyi bulmaktadır.
  • Balık çiftlikleri gerçekten çevre felaketi mi? Sularımızı kirleten gerçek kirleticiler kimlerdir ?

            Kıyılardan rant sağlamak ve politik çıkar sağlamak adına fanatik çevreci gruplara ve halka,  kültür balıkçılığının doğa katili bir sektör olarak tanıtılması, hedef gösterilmesi, denizlerdeki kirlenmenin tek sorumlusu haline getirilmesi  söz konusudur. Oysa ki balık çiftlikleri  denizlere çevresel olarak etki eden sektörler arasında 11. sıradadır; (1.Kentsel Yerleşim,  2.Endüstriyel Faaliyetler, 3.Nükleer ve Termik Santraller, 4.Turizm Faaliyetleri, 5.İkincil Konutlar,  6.Yatçılık, 7.Zirai Faaliyetler, 8.Deniz Trafiği, 9.Madencilik, 10.Askeri Tatbikatlar, 11.Su Ürünleri Üretimi).
            Yılda 60.000'den fazla geminin geçtiği Karadeniz, Boğazlar ve Ege Denizi; Balans suları, sintine sularının yanı sıra çeşitli türde gemi atıkları denizlere boşaltılmaktadır. Yaz aylarında Gökova’da dolaşan beş bine yakın teknenin sintinelerini boşaltabileceği bir veya iki boşaltım noktası mevcuttur. 3215 belediyenin bulunduğu ülkemizde, 141 belediyede kanalizasyon sistemi vardır, bunun da sadece  43 tanesinde arıtma tesisi bulunmaktadır. Bir başka ifade ile kanalizasyon sularının %98.67'si hiç arıtılmadan ırmaklara, göllere ve denizlere bırakılmaktadır. Ülkemizdeki turistik tesislerin %81'inde arıtma tesisi bulunmamaktadır, Turistik tesislerin yüzde 80’i atıklarını denize bırakıyor  (Yerüstü Suları ve Kirliliği    www.cevreorman.gov.tr, 2006).
Bu durumda balık çiftlikleri için ne diyebiliriz; Doğru Tanım Kirlilik mi? Çevresel Etki mi?


            Çalıştayda Tartışılan Konu Başlıkları ve Değerlendirmeler:

            Her ?? gelişen önemli sektörlerin büyük bölümünde olduğu gibi bu sektör içinde hem kendi içinde hem de diğer sektörlerle bazı sorunları olduğu ortaya çıkmıştır. Ancak bunlar sektörler arasındaki ilişkilerin sürdürülebilirliği açısından çok büyük sorunlara dönüşmemektedir. Fakat konu yaşanılan ortam yani çevre olduğunda konu hassaşlaşmaya başlamıştır. Çünkü sektör, ortak kullanım alanı olan denizleri ve iç suları kullanmaktadır. Aynı zamanda bu alanlardan Turizm sektöründe öncelikli olarak diğer amaçlı olarak buralardan herkes yararlanmaktadır.
1. Su ürünleri yetiştiriciliği 1380 Sayılı Su Ürünleri Kanunu ve 2004 yılında yayınlanan yönetmelik kapsamında yürütülmekle birlikte, izin kriterleri tam olarak netleşmemiş bulunmaktadır. Kültür balıkçılığı sektörü üzerinde ki yetki kargaşasından doğan çok başlılık ve buna bağlı olarak yatırımların uzun sürede gerçekleşmesi nedeniyle izin prosedürünün yeniden ele alınması gerekmektedir. (Su Ürünleri Kanunu, Çevre Kanunu, Su Ürünleri Yetiştiriciliği Yönetmeliği, Su Kirliliği Kontrolü ve Yönetmeliği, ÇED Yönetmeliği, Su Ürünleri Üretim Yerlerini Kiralama Tebliği, Orkinos Balığı Avcılığı ve Yetiştiriciliği Tebliği, Su Ürünleri Yetiştiricilik Genelgeleri vd.)
Mevcut prosedür ile işletmelere ilk etapta deniz alanı için başvuru yapılarak izin verilmekte, yatırımcı  daha sonra kara tesisi  kurabilmek için problemler  yaşamaktadır. Geri sahada  kiralama yapamadığı zaman  deniz üzerine platform  kurarak mevzuatta yeri olmayan  oluşumlara sebep olmaktadır. Kurum görüşleri alınırken projelerin bir bütünlük içerisinde  değerlendirilip kara tesisi ile birlikte izin alınması en güzel çözüm olacaktır. İlgili kurum ve kuruluşların katılacağı bir protokol ile su ürünleri yetiştiriciliği prosedürü yeniden oluşturulmalıdır.

  • Kültür balığı üreticileri müsaade alabilmek için 14 ayrı kuruma gidiyor ve 53 ayrı işlem yaptırıyor.
  • Sadece ÇED olumlu raporunun alınabilmesi için 18 ayrı kurum ile ortalama iki ÇED toplantısı yapılıyor.
  • Bu işlemler neticesinde de bir balık çiftliği için izin alma süreci ortalama üç yıl sürüyor.

2. Potansiyel alan çalışmalarının hiçbir zaman bitirilememiş olması. Su Ürünleri Potansiyel Alanları kavramının güncelliğini yitirdiği değerlendirilmekte, bu itibarla koordinatları belirlenmiş geniş alanları kapsayan Su Ürünleri Üretim Alanları kavramı kabul edilerek mevzuatta yer verilmesi önerilmiştir.

  • Gelişen teknoloji ve artan pazar taleplerinin sektörü büyümeye yöneltmesi, artan kapasite ihtiyacı  için uygun alanların kültür balıkçılığına tahsis edilmemesi.
  • Deniz alanı kiralarının yüksek olması.

3. Tesislerin ödediği vergiye karşılık; yol, kanalizasyon, elektrik vs gibi ihtiyaçlarının karşılanmaması ve bu nedenle insani çalışma şartlarının sağlanamaması.
4. Çevre kanunundaki balık çiftlikleri ile ilgili hükümler ve hassas alan niteliğindeki kapalı koy ve körfez alanlarının belirlenmesi tebliği nedir?
            Tebliğde belirtilen TRIX değerleri, Avrupa kıyı sularında belirlenmiş, sadece bölgesel olarak anlam taşımakta olup; elde edilen TRIX’in yıllara göre aralığı değiştiği için karşılaştırma ve ötrofikasyonun genel eğilimini ayırt etmek oldukça güçtür. Bu indeksin uygulamaya konabilmesi için, kıyılarımızda her üç bölge için yıllar bazında verilerin toplanarak TRIX değerinin alt bölgeler (Karadeniz, Ege Denizi, Akdeniz ve Marmara) için ayrı ayrı skala değerlerinin belirlenerek, temiz bölgelerde ve aşırı ötrofik bölgelerde hesaplanması ve indeksin ayırma gücünün ve hassasiyetinin ortaya konması gerekir. ( Ege Ü., Su Ür. Fak.) Tebliğin bu haliyle yasalaşması halinde; Kanundan gelen yanlışlık sürdürülmüş olacak ve sorunun çözümüne hiçbir katkı sağlamayıp, iddia edildiğinin aksine, balık çiftliklerinin en az % 80’inin kapatılmasına, teknik, idari, hukuki ve sosyal sorunun tamamen içinden çıkılmaz bir hal almasına neden olacaktır. Sonuç olarak, pratikte uygulanması mümkün olmayan tebliğin yerine akademik kuruluşlarca balık çiftliği kurulacak alanın “hassas alan” olup olmadığı belirlenerek, çıkacak sonuca göre işlemlerin yürütülmesi gerekir.
5. Balıklar Diğer Canlılara Göre Soğukkanlı Olmaları İtibariyle Farklılık Gösterirler
            Balık yeminin üretiminde kullanılan ana hammaddeler;  balık unu, balık yağı, soya küspesi, buğday unu, mısır gluteni, premiksler, vitamin ve minareller’dir.
Pelet Yem Teknolojisi: Yaklaşık 80ºC ’ta kadar ısıtılan ve peletle preslenen balık yemleridir. Düşük sindirim kabiliyeti nedeniyle günümüz teknolojisinde yerini Extruder ’a bırakmak üzeredir. Düşük sıcaklıkta yapılan yemler daha az sindirimle dışkı miktarını arttırmaktadır . Sindirilme kapasitesinin düşüklüğü kötü FCR olarak işletmelerde verimlilik kaybı ve maliyet artışına yol açmaktadır.
Ekstruder YemTeknolojisi: Yem sektöründeki geçmişi 10 – 15 yıl kadar, ülkemizde ise  5 yıldır kullanılan bir sistemdir. Ana prensibi, yüksek buhar altında yemlerin pişirilmesidir (1300 °C ). Yüksek buhar altında yapılan yemlerin içindeki hammaddelerin besin zincirlerindeki hücrelerin selülozik çeperleri parçalandığından balıklar yemleri vücutlarına aldıklarında salgılanan aynı miktar enzimle daha iyi sindirirler. Bu durum sindirimi arttırarak FCR’ın düşmesine sebep olmuştur. Ekstruder’de yüksek oranda uygulanan buhar sayesinde  yemler genişler ve istendiği şekilde yüzer ya da batan olarak üretilebilir . Bu değişik türler ve tesisler için verimlilik sağlar. Ekstruder teknolojisi sayesinde artan sindirilebilirlik pelet yemlere göre daha az dışkılama sağlamıştır. Üretilen ve kullanılan ekstruder yemler, sindirilebilme ve çözünebilirlik özellikleri nedeniyle kirliliğe neden olmamaktadır.
Sektörün yem ihtiyacını karşılayan 9 adet yem fabrikası bulunmaktadır. Yıllık tüketilen yem miktarı 100 bin ton civarındadır.
6. Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED); bir projenin hazırlanmasında, ekonomik ve teknolojik unsurların yanı sıra, planlanan aktivitenin, projenin gerçekleştirilmesi ve daha sonraki işletme aşamalarında çevreye yapacağı her türlü etkinin ve bu etkilerin olası sonuçlarının önceden kestirilmesi işlemidir. Bir tesisin kurulmadan önce her türlü olası çevresel etkilerinin olumlu yada olumsuz ortaya konması zorunluluğu ÇED yaklaşımını doğurmuştur. Faaliyete geçilmeden önce en iyi planlama yöntemlerinden birisi  “ÇED” tir. Sadece yeni kurulması planlanan tesisin çevresel etkileri değil, mevcut durum itibari ile tüm tesislerin birbirleri ile etkileşimleri göz önünde bulundurulmalıdır. Çünkü; çevrenin kaldırma kapasitesi  aşılmış ise kurulan bir tesis ne kadar küçük kapasiteli de olsa çevredeki organik yükü arttıracaktır.
   Her sektörde olduğu gibi Su Ürünleri Yetiştiriciliğinde de kaynakların rasyonel kullanımı ile ilgili arge çalışmaları yapılmalı ve çevre ile ilgili her türlü olası olumsuz senaryolar üzerinde öncesinde çözüm üretilmelidir. ÇED Raporlarında verilen taahhütlere uyulmalıdır. Belirlenen ruhsat alanları dışında faaliyette bulunulmamalıdır. Yasal her türlü mevzuata uyulmalıdır. Üretimden kaynaklanan atıkların bertarafı ile ilgili etkili bir atık yönetimi yapılmadır.

  • Balık çiftliklerinin çevresel yönetimini sağlamak için çevre mühendisleri, su ürünleri mühendisleri ve su ürünleri teknikerleri istihdam edilmelidir.
  • Yetiştiricilikten kaynaklanan etkilerin önceden saptanması ve önlenmesinde “Çevresel Etki Değerlendirmesi” (ÇED) sürecinden daha etkin yararlanılmalıdır.
  • Yetiştiriciliğin olumsuz etkilerini azaltmanın en etkin yolu doğru yer seçimidir (Ekolojik Planlama). Yer seçiminde dikkate alınması gereken özelliklerin başlıcaları; su kalitesi, akıntı hızı ve yönü, su değişim oranı derinlik ve sediment yapısıdır.
  • Uygun koşullara sahip olmayan kapalı ve yarı kapalı koylarda yapılan yoğun balık yetiştiriciliği faaliyetleri açık denize yönlendirilmelidir.
  • Sektörler arası sorunların giderilebilmesi için ilgili kurumlar arası koordinasyon sağlanarak  “Bütünsel Kıyı Alan Yönetimi” uygulanmalıdır. Kıyı Alan Yönetimi çerçevesinde kıyısal kaynakların çeşitli ekonomik gelişmelere tahsisi için politikalar ve yönetim mekanizmaları oluşturulmalıdır. Kıyısal yetiştiricilik gelişim ve yönetim planları belirlenmelidir (Ulusal ve yerel ölçekte).

7.  Ülkemizde en önemli sorun planlama eksikliğidir. Son yıllarda kıyılarımızda faaliyette bulunan tüm sektörlerin birbirinden etkilendiği gereğinden hareketle planlama yapılmalı ve her türlü sektörün olumlu yada olumsuz yansımaları dikkate alınmalıdır.
            Söz konusu balık çiftlikleri kurulurken kıyı bölgesinden faydalanan her türlü sektör düşünülmelidir.Diğer bir deyişle turizm alanı ilan edilen yerde balık çiftliklerine izin verilmemeli yada balık çiftliklerinin olduğu yerlerde kıyı turizme yada yerleşime açılmamalıdır.
            Ağ kafes Balık Çiftlikleri kurulurken kıyıya yakın bölgelerdeki konut alanlarından uzak bölgeler seçilmelidir. Özellikle altyapısı olmayan yerleşim yerleri yakınlarında bu tür çiftliklerin kurulması sakıncalıdır. Kıyı bölgesinin atıklarından dolayı balıklar da mağdur olmaktadır. Su ürünleri üretim tesislerinde bilim dışı yöntemler kullanılmamalı  ve balık üreticilerinin uygun teknikler konusunda bilinçlendirilmesi gerekmektedir. örneğin:balık çiftliklerindeki üretimde antibiyotik kullanımının insan sağlığına olumsuz etkisi yok, bununla beraber bu kullanım çevredeki diğer deniz canlılarının bağışıklık sistemine zarar verebilir. Özellikle hasat işlemi ve yıkama-dondurma işlemlerinin denizel ortam dışında yapılması ve denize bu tür atıkların bırakılmaması gerekmektedir.
            Etkin bir çevre kalite yöntemi uygulamak için; çevresel değerleri ekonomik getiriler ile aynı derecede önemli görmek gerekmektedir. Sürdürülebilir gelişimin ancak kaliteli bir çevrede sağlanabileceği unutulmamalıdır. Üretimde kullanılan hammaddelerin kalitesinin kaliteli çevre ortamında korunacağı, aksi taktirde kalitesiz ürünler elde edileceği diğer bir deyişle kirli ve ekolojisi bozulan bir deniz ortamında kalitesiz ve hastalıklı balıklar üretileceği belirtilmiştir.
            Denizcilik müsteşarlığının tespitlerine göre; bazı işletmelerde hala derme çatma kafeslerin kullanıldığı, işletmelerce kullanılan kıyı tesislerinin çevre sağlığı açısından uygun olmadıkları, izin aldığı halde bazı şirketlerin tesislerini kurmadığı, dalgıç olarak görev yapan personelin profesyonel yeterlikte olmadığı,  şamandıra ve çakarlarla(ışıklandırma) yapılan markalamaların yetersiz olduğu, tesislerin kayma yaparak askeri ve sivildeniz araçlarının seyrü seferini etkiledikleri ifade edilmiştir. Başvurular münferiden değerlendirildiği zaman tek tek uygun değerlendirilebilecekken, haritaya işlenip bir arada değerlendirildiği zaman bölgede deniz trafiğinde sorunlar yaşanabileceği  öngörülmüştür.
            Dünyada doğal kaynakların korunmasına, çevresel etki ve değişimlerin takibine yönelik artan bir talep ve duyarlılık söz konusudur. Bu nedenle “sürdürülebilir gelişim”  ve “çevre kalitesinin yönetimi” birlikte ele alınması gereken iki unsurdur. Kültür balıkçılığı son yıllarda en hızlı büyüyen gıda üretim sektörlerinden olup tüm dünyada su ürünlerine talebin artması bu sektörü karlı hale getirmektedir. Özellikle bazı bölgelerdeki aşırı tesis yoğunlaşması ve yanlış uygulamalar nedeni ile yetiştiricilik faaliyetlerini ve de Akuakültür sektörünü çevreye zarar veren bir sektör halinde değerlendirmek yanlışına düşülmemelidir.
            Yaşamın sorunsuzluk değil sorunlar ile mücadele olduğunda değer ifade ettiğini diğer halde ölü bir bedenden farksız olduğu belirtilerek akuakültür sektörünün sorunları olacaktır ve hepsinin çözümünün olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca, bir ilk olarak üretim sektörleri arasında sadece bu sektörün adının yanına çevre yazarak Akuakültür ve Çevre çalıştayının düzenlendiği ifade edilerek ülke ve kamu menfaatleri dikkate alındığı objektif bir ortamda ve kamuoyu önünde tartışmaya evet ancak tek taraflı değerlendirmelere hayır denilmiştir.
            Çalıştayın siz katılımcılar için yararlı olduğunu umut ediyor ve katkınız için teşekkür ediyoruz. Yeniden bir arada olmak dileğiyle…

   

Akuakültür ve Çevre I. Çalıştayı
Düzenleme Kurulu/Organizasyon  Komitesi Adına
Prof. Dr. Osman ÖZDEN


 


Anasayfa | Tüzük | Yönetim Kurulu | Kanunlar | Yayınlar | Üyelik İçin | İletişim | Yurdumuzdaki Balıklar
SU ÜRÜNLERİ DERNEĞİ, 2005-2006

Bu site en iyi 1024x768 Ekran Çözünürlüğü ile izlenebilir.